CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Başkanlık sistemiyle eğer siz, elinize sopayı alıp toplumu dizayn etmeyi hedefliyor ve bunu amaçlıyorsanız hiç kimsenin endişesi olmasın CHP olduğu sürece bu süreç yaşamaz ve gerçekleşmez” dedi.
Genel Başkan Kılıçdaroğlu, Uruguay eski Devlet Başkanı Jose Mujica ile birlikte Bakırköy Balıkçı Barınağı’nda kahvaltı yaptı. “Türkiye birinci sınıf demokrasiye layık bir ülkedir” diyen Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun, kahvaltı sonrası gündeme ilişkin yaptığı değerlendirmeler özetle şöyle:
HANGİ BAŞKANLIK SİSTEMİNDEN SÖZ EDİYORUZ
“Sayın Davutoğlu’na sormak istiyorum. Sayın Davutoğlu balkon konuşmasında şunu söyledi: ‘Biz herkesi kucaklayacağız, bütün özgürlüklerin teminatı biz olacağız, bütün vatandaşlara eşit yaklaşacağız, bu ülkede özgürlükler olacak.’ İyi de söylediği sözlerin üstünden neredeyse 24 saat geçmeden bir kişi çıkıyor ‘Ben o gazeteyi yöneteceğim, o gazeteyi biz yönetiriz patronu da kim oluyor?’ diyor. Ayrıca patrona da adeta talimat veriyor ‘Şunu şunu atacaksın işten’ diyor. ‘Diğerleri de kalabilir görevlerinde şimdilik’ diyor. Ne demokrasisinden söz ediyoruz? Hangi başkanlık sisteminden söz ediyoruz? Önce Türkiye’nin bunları aşması lazım. Demokrasiyi yakalaması lazım, özgürlükleri yakalaması lazım. Doğru AKP yüzde 49 oy aldı, sonuçlara saygılı mıyız? Elbette saygılıyız. Burada hiçbir tereddüdümüz yok. Ama ‘Bu sonucu aldım’ diye ben baskıcı karakterimi öne çıkarırsam ve herkesi baskılamaya kalkarsam, medya üzerine baskı kurmaya kalkarsam, hangi demokrasiden, hangi özgürlükten söz edeceğiz? Bunu önce iktidar kanadına destek veren medyanın gözden geçirmesi lazım. Zafer sarhoşluğu demek gücün zehirlenmesi anlamına geldi. Şimdi onu görüyoruz biz. ‘Güç elimize geçti, ben herkesi ezerim, herkesi yok ederim. Benim sözüm geçerli’ diyorsanız o ülkede demokrasi yoktur. Hangi başkanlık sistemi? Başkanlık sistemiyle eğer siz elinize sopayı alıp toplumu dizayn etmeyi hedefliyor ve bunu amaçlıyorsanız hiç kimsenin endişesi olmasın CHP olduğu sürece bu süreç yaşamaz ve gerçekleşmez.
HİBRİT DEMOKRASİ
Fail-i meçhullerle ilgili Türkiye’nin dosyası pek iç açıcı değil. Bu konuda biz 24. dönemde tam 24 kez faili meçhullerin araştırılmasıyla ilgili önerge verdik. 24 kez de AKP’nin oylarıyla reddedildi bu. Şimdi yargının bağımsız olmadığı, medyanın özgürce haber yapamadığı, baskının toplumun her kesimine egemen olduğu bir sistem içinde siz bu tür davaların adaletle sonuçlanmasını bekleyemezsiniz ve geldiğimiz süreçte bu.
Şimdi siz davaları sürekli olarak belli yerlere öteliyorsunuz. Bir davayı alıyorsunuz Eskişehir’de güvenlik yok, diyorsunuz ve Kayseri’ye götürüyorsunuz. Kayseri’deki davayı da alıyorsunuz Kayseri’de güvenlik yok, diye Eskişehir’e getiriyorsunuz. Nasıl olur? Böyle bir şey olabilir mi? Davanın yerinde görüşülmesi lazım, delillerin toplanması lazım, savcıların bu konuda oturup ayrıntılı araştırmaları yapmaları gerekiyor ve Türkiye’nin demokrasi konusunda iyi bir sınav vermesi gerekiyor. Fail-i meçhulleri eğer siz yargı kararıyla kapatırsanız dediğim gibi o ülkede siz demokrasiden de, özgürlükten de, insan haklarından da söz edemezsiniz ve dünya o nedenle Türkiye’deki demokrasiye biraz mesafeli yaklaşıyor. Türkiye’de demokrasi var mı? Evet var diyorlar. Peki nedir bu demokrasinin adı? ‘Hibrit demokrasi’ diyorlar. Türkiye üçüncü sınıf bir demokrasiye değil, birinci sınıf demokrasiye layık bir ülkedir. Bunu yapmamız lazım.
Çatışma sürecine gelince, baştan beri zaten bu sorunun onların söyledikleri yöntemle çözülemeyeceğini defalarca, defalarca anlattık. Aynı yöntemde ısrar ediyorlar. Kendileri bilirler. Yani sonuçta iktidar olanlar sorunu çözmek isterlerse ve sorunu çözerlerse biz çok mutlu oluruz. İlk gidip kutlayan kişide ben olurum. Ama bu yöntemle sorunun çözülemeyeceğini ben defalarca ifade ettim. Onlarda kendi hatalı tutumlarında ısrar ediyorlar. Bakalım nasıl bir tablo çıkacak.
MEDYADAN NEDEN KORKUYORSUNUZ
Hangi iktidar olursa olsun medya üzerine baskı kuruyorsa o iktidarın ülkeye demokrasiyi getirme gibi bir görevinin olmadığı ortaya çıkar. Medyadan niye korkuyorsunuz? Hangi gerekçeyle korkuyorsunuz? Haber yapıyor. Beğenmezseniz almazsınız, beğenmezseniz televizyonu izlemezsiniz. Bilinçli olarak belli medya guruplarının üzerine gidip onları susturmak, yazarlarını kapının önüne koymak, iktidarın savunuculuğunu yapan bir medya ordusu ortaya çıkarmak gibi bir düşünce egemen AKP hükümetinde. Ve bu sorun Türkiye’nin en temel sorunlarından biri olmaya aday. Biz bundan büyük bir rahatsızlık duyuyoruz. Medya rahatlıkla yazabilmeli, özgürce yazabilmeli, eleştirebilmeli. Hükümetin eleştirilmediği bir medya ordusu Türkiye’ye demokrasiyi değil, Türkiye’ye felaketi getirir. Bakın açık ve net söylüyorum. Eğer medya özgür değil, halkın haber alma kanalları tıkanıyorsa o ülkede demokrasi olmaz. O ülke adım adım baskıcı bir yönetime gider. Goebbels taktiği izleniyor şu anda. İyi polis, kötü polis rolü oynanıyor, iyi polisi şuanda benim gördüğüm kadarıyla Sayın Davutoğlu oynuyor. Demokrasi, özgürlükler, insan hakları, herkesin güvencesiyiz. Öbür tarafa dönüyorsunuz, eskiden kapının arkasında söyleniyordu şimdi rahatlıkla kendi televizyon programlarında belli medya organları açıkça suçlanıyor, yazarlar açıkça suçlanıyor. O yazarların mutlaka görevlerine son verilmesi gerektiği söyleniyor. Gazete patronları tehdit ediliyor. Sen artık o gazeteyi yönetemezsin, o gazeteyi biz yöneteceğiz diyorlar. Bu benim aklıma bugüne kadar hiç gelmeyen bir olaydı emin olun. Bu cüreti nereden alıyor bunlar, bu desteği nereden alıyorlar? O nedenle ben Sayın Davutoğlu’na çağrı yapıyorum. Sen bu söylemlere destek veriyor musun, vermiyor musun? Sen bu söylemlerden yana mısın? Yoksa balkon konuşmasında ifade ettiğin düşüncelerden yana mısın? Bunu açıkça çıkıp, Sayın Davutoğlu’nun kamuoyu önünde deklere etmesini bekliyorum.
Biz de o zaman anlarız ki, Sayın Davutoğlu evet herkesi kucaklıyor, medya üzerinde baskı olmayacak, herkes özgürce yazabilecek ve bununda güvencesi demokrasinin gereği olarak hukuk sistemi, hukuk düzeni olacak. Eğer Davutoğlu bu konuda açıklama yapmazsa doğrudan doğruya ‘Evet biz baskıcı bir yönetimden yanayız, destek veriyoruz, gazetecilerinde işine son vereceğiz. Gazete patronlarının burnundan getireceğiz, bizim dediklerimizi yapmazlarsa her türlü baskıyı kuracağız.’ Bu anlama geliyor. Ve bu konuda özellikle bakın, medya çalışanlarının, medya patronlarının biraz dik durması lazım, onurlu durması lazım, ödün vermemesi lazım. Medyanın kendi içinde zaman zaman tartışmalar oluyor bunları da doğal karşılıyoruz ama medyaya yönelik iktidar kanadından bir baskı gelirse bu baskı konusunda bütün medya organlarının ortak ses çıkarması lazım. Bugün sizin başınıza gelen yarın öbürünün başına gelmiş olabilir. Düşüncem bu.
OCAK AYINDA NOKTALAYACAĞIZ
Olağanda olsa, olağanüstüde olsa zaten Ocak’ta olacak. Kasım, Aralık, Ocak. Yani zaten süreç başlamış vaziyette. Dolayısıyla süreci Ocak ayında noktalayacağız. Bunu da böyle bazen şaşırıyorum CHP’de karışıklık. Ne karışıklığı? Kişi çıkıyor ‘Ben Genel Başkan adayıyım’ diyor. Yani bundan daha doğal ne olabilir? İnsanlar, benim düşünceme göre her CHP’li doğal olarak kendisini Genel Başkan adayı olarak görebilir, görmelidir de zaten. Genel Başkanların görevi de yeni Genel Başkan adaylarına yol açmaktır, ön açmaktır. Yoksa O Genel Başkan adayı oldu, ben onu kesiyim. Bu eski hastalıklardır. Zaten bu eski hastalıklardan siyaseti kurtarmamız gerekiyor.
TÜRKİYE URUGUAY İLİŞKİLERİ
Sayın Başkanla çok güzel bir söyleyişi yaptık. Demokrasi konusunda, özgürlükler konusunda, Türkiye ile Uruguay arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi konusunda, Uruguay ekonomisi, özellikle tarıma dayalı ekonominin nasıl geliştiği, kooperatifçiliğin nasıl olduğu, toprak, mülkiyet ilişkilerinin nasıl olduğu konusunda düşüncelerini öğrendik ve oradaki uygulamalara baktık. Türkiye ile Uruguay arasındaki ilişkilerin daha da gelişmesi konusunda Sayın Başkan düşüncelerini ifade etti. Ve Türkiye’de bir büyükelçiliğin açılmamasını da doğru bulmadı ve mutlaka bir büyükelçilik Türkiye’de açılmalı. Türkiye özellikle bu alanda Uruguay görevini yapmalı ve Türkiye’de buna destek olmalı.”





