GENEL BAŞKAN KEMAL KILIÇDAROĞLU “ÖNCE TÜRKİYE” ADINI TAŞIYAN SEÇİM BİLDİRGESİ SUNUŞ KONUŞMASI’NDA TÜRKİYE’NİN 5 TEMEL SORUNUNA DA DEĞİNDİ.
KILIÇDAROĞLU:
“Ülkenin 5 temel sorununa 14 ilkeden yola çıkarak çözüm üretmemiz gerekiyor.
Nedir o 5 temel sorun?
Bir: Demokrasi ve Hukukun Üstünlüğü.
İki: Ekonomi.
Üç: Dış Politika.
Dört: Eğitim.
Beş: Toplumsal Barış, yani Kürt Sorunu.
Şimdi buradan diğer siyasetçilere sormak istiyorum açık ve net. Bizim dışımızda ve vatandaşlarıma ve gençlere bizim dışımızda Türkiye’nin 5 temel sorununu dillendiren başka bir siyasi parti var mı? Bu 5 temel soruna çözüm üretmemiz gerekiyor diyen başka bir siyasi parti var mı? Herkes bir ucundan tutuyor körün fili tarif ettiği gibi. Oysa sorunu bileceksiniz, teşhisi doğru koyacaksınız ki sağlıklı çözümler üreteceksiniz. Neden bizim seçim bildirgelerimiz örnek alınıyor? Çünkü bunları yapacak kadroları yok, bunları yapacak birikimleri yok. Bunları yapacak bilgileri yok. Bilgi, birikim ve kadro açık yüreklilikle söylüyorum sadece ve sadece CHP’de var.
Hukukun üstünlüğü birinci sorun alanımız. Adalet, hukukun üstünlüğü. Eğer siz 12 Eylül darbe hukukunu değiştirmezseniz, bırakın değiştirmeyi darbe hukukunu tahkim ederseniz hangi demokrasiden söz edeceksiniz siz? Yargı bağımsızlığının olmadığı bir ülkede demokrasiden mi söz edeceğiz? Hukukun üstünlüğü değil de üstünlerin hukukunun olduğu bir ülkede demokrasiden mi söz edeceksiniz? Bir kişi konuştuğu zaman bütün savcıların harekete geçtiği bir ortamda demokrasiden mi söz edeceksiniz? Lise öğrencilerinin hapse atıldığı bir ülkede demokrasiden mi söz edeceksiniz siz? Ben anayasaya uymuyorum anayasayı bana uydurun diyen bir ülkede demokrasiden mi söz edeceksiniz?
Yasama, yargı ve yürütme organlarının yani güçler ayrılığı ilkesini tam getireceğiz.
Darbe hukukundan Türkiye’yi temizleyeceğiz.
%10 seçim barajını kaldıracağız.
Üniversitelerin üzerindeki bela YÖK’e tamamen son vereceğiz. Üniversiteler bilgi üretim merkezi olacak.
Anayasayı değiştireceğiz.
Eşit yurttaşlığı getireceğiz. Hiç kimse etnik kimliğinden ötürü ötekiyim diye düşünmeyecek.
En önemlisi siyasi ahlak yasasını getireceğiz. Siyaseti kirlilikten arındıracağız. Her kuruşun hesabını siyasetçi vermek zorundadır. Bu bütün çağdaş demokrasilerde var. Vergiyi vatandaş ödüyor. Gençlerimiz de ödüyor. Otobüse binerken vergi ödüyorlar, su içerken vergi ödüyorlar. Herkes vergi ödüyor. Verginin nerelere harcandığının hesabını siyaset vatandaşa vermek zorundadır. Kesin Hesap Komisyonu’nu mutlaka kuracağız.
Örtülü Ödenek kullanan iki makam var: Biri Cumhurbaşkanı, biri Başbakan.
Şimdi sevgili vatandaşlarım size soruyorum, Cumhurbaşkanı Başbakandan gizli örtülü ödeneği nasıl kullanacak? Ondan habersiz örtülü ödeneği ne için kullanacak? Aklınız kabul ediyorsa bir sorun yok. Böyle bir şey olmaz diyorsanız elinizi vicdanınıza koyup sandığa gideceksiniz. Bu garabete beraber son vereceğiz. Son vermeye söz veriyorum.
Can ve mal güvenliğinin olmadığı bir yerde üretim olmaz. Demokrasinin olmadığı bir yerde üretim olmaz. İşadamının ensesinde vergi sopasıyla üretim olmaz. Makul şüpheyle işadamını içeri atacaksın. Makul şüpheyle öğrenciyi, genci içeri atacaksın, mal varlığına el koyacaksın. Dosyaya gizlilik kararı koyacaksın, avukat nasıl savunacağını bilmeyecek. Bunun adına da ileri demokrasi diyorlar. Kaldıracağız bunları. Tamamını çöp sepetine atacağız. Bu ülkeye birinci sınıf demokrasiyi getireceğiz.
Sevgili vatandaşım, birinci sınıf demokrasi istiyorsan ki istemen lazım, dünyaya bak. Kişi başına gelirin 45 bin – 50 bin dolar olduğu bütün ülkelerde birinci sınıf demokrasi var. Benim insanım neden üçüncü sınıf demokrasiye layık olsun? Neden benim insanım birinci sınıf demokrasiye layık olmasın? Neden bu ülkenin insanları düşüncelerini özgürce dile getirmesinler? Düşünceyi kabul ederiz veya etmeyiz ama mutlaka birinci sınıf demokrasiyi bu ülkeye getireceğiz. Üretimin, hakça bölüşmenin, birlikte yaşamanın temel koşuludur bu. Ayrıca eğer Türkiye bölgesinde ve dünyada saygınlık kazanmak istiyorsa birinci sınıf demokrasiyi getirmek zorundadır.
Bakın yabancı sermaye Türkiye’den kaçıyor. Neden? Mal güvenliğimiz yok diyor. Yarın birisi gelip el koysa ne yapacağız? Milyarca lira gitti. Yabancı sermaye gelmiyor. Hatta bazı işadamları şirketlerinin merkezlerini yabancı ülkelere taşıdılar. Neden? Her an baskınla karşılaşabiliriz diye.
Buradan iş dünyasına da sesleniyorum. Bu seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi’ne oy vermek zorundasınız. Bakın çok açık, çok net söylüyorum. CHP’ye oy vermek zorundasınız. Üretmek istiyorsanız, çalışmak istiyorsanız, düşüncelerinizi özgürce dile getirmek istiyorsanız oy vermek zorundasınız. Vermezseniz ne olur? Bize bir şey olmaz. Biz maaşımızı alırız. Nasıl olsa vergiyi sen ödüyorsun, sıkıntıyı sen çekeceksin. Dert senin derdin olacak. O derdi çözmek istiyorsan, demokrasiyi istiyorsan, düşüncelerini özgürce dile getirmek istiyorsan CHP iktidarında CHP’yi açık yüreklilikle açık, net eleştirme özgürlüğüne kavuşmak istiyorsan oyunu CHP’ye vereceksin.
İkinci sorun alanımız ekonomi. Diyebilirsiniz ki, neden temel bir sorun alanı olarak ekonomiyi görüyorsunuz. Onlar görmüyorlar, göremiyorlar. Boğulmuşlar sorunların içinde çözüm üretemiyorlar. Türkiye iki temel sorunla ekonomide karşı karşıya. Bir; orta gelir tuzağı. İki; orta teknoloji tuzağı. 8 yıldır debeleniyor Türkiye ve sürekli kan kaybediyor. Kişi başına gelir 10 bin dolardı şimdi 9 bin dolarlara düştü. Teknoloji? İleri teknoloji yok. Katma değeri yüksek ürün yok. Üretemiyoruz çakıldık kaldık. Bakın bugün gazetelere güven endeksi yerlerde sürünüyor. Güvenmiyorlar.
Buradan yine bütün vatandaşlarıma sesleniyorum. Türkiye büyük bir ülkedir, Türkiye güçlü bir ülkedir, Türkiye kaynağı olan bir ülkedir. Ama maalesef iyi yönetilmediği için, bir yönetim boşluğu olduğu için, iki başlı bir yönetim olduğu için Türkiye toparlanamıyor. Türkiye’yi toparlamak mı istiyorsun? Adres belli. Adres CHP. Bu kadar açık, bu kadar net.
Bakın size Haziran 2015’ten rakamlar vereyim değerli arkadaşlarım. Tüketici kredisi ve kredi kartı borcu 396 milyar lira. Eski parayla 396 trilyon ediyor galiba lira. Bankalara borcu olan vatandaş 24 milyon 800 bin kişi. 24 milyon 800 bin kişi bankalara borçlu. Bunun adı iyi ekonomi mi? Bankaların takibe aldığı kişi 2 milyon 600 bin kişi. İcra dairelerinden kaçıyorlar bunlar yakalanıp içeri atılmayalım diye. Son 7 yılda tüketici kredisi ve kredi kartı dolayısıyla bu vatandaşların bankalara ödediği faiz 205 milyar lira. Kim ödüyor? Bizim vatandaşımız ödüyor. Ne diyorlardı? Sakın ha CHP’ye oy vermeyin, CHP iktidar olursa dolar fırlar. Dolar 3 lirayı geçti. Kim iktidarda? CHP değil herhalde. Nasıl yalan söyledikleri çıktı ortaya. CHP’ye oy vermeyin sakın faizler fırlar. E faizler fırladı kim iktidarda? Biz bunları biliyorduk. Çünkü yönetemiyorlar. Kendisi sorun olan bir siyasal iktidar sorunlara çözüm bulamaz. Ne zamanki iktidar sorun değildir çözüme odaklanmıştır o zaman ülkenin sorunlarını çözer. Vatandaş borç batağında. Kim borç batağından kurtaracak? Bir daha soruyum vatandaşı borç batağından kim kurtaracak?
Buradan tüketici kredisi ve kredi kartı borcu dolayısıyla sizin omuzlarınıza yüklenen faizlerin en az %80’ini silme sözü veriyorum. En az %80’ini. Borç batağından kurtaracağım sizi. Diyorlar ya nasıl? Şimdi diyemiyorlar nasıl olacak? Biz dünya uygulamalarına da baktık. Nasıl olacağını çok iyi biliyoruz. Hiç endişe etmeyin. En az %80 diyorum bakın. %80’de demiyorum en az %80’ini sileceğiz. Rahat edeceksiniz, gece rahat uyuyacaksınız. Çünkü biz ekonomiyi çok iyi biliriz, yönetmesini de çok iyi biliriz. Ekonomide en iyi kadrolar bizde. Türkiye’yi krizden çıkaran kadrolar şuanda Cumhuriyet Halk Partisinde hiç kimse merak etmesin.
Esnaf kardeşim o da beni dinlesin. Çalışıyor, emekli oluyor. Primini ödemiş emekli oluyor. Emekli maaşıyla geçinemiyor. Dükkanında devam edecek. Vay sen misin devam eden? Emekli aylığından sosyal güvenlik destek primi kesiliyor. Esnaf kardeşim, sosyal güvenlik destek priminin kesilmesini istiyorsan, yani tamamen kaldırılmasını istiyorsan, maaşını tam almak istiyorsan oyunu CHP’ye vereceksin. Bu kadar açık, bu kadar net.
Prim borcu olan esnaf sağlık hizmeti alamıyor yasak. Böyle bir kanun çıkardılar. İnsan haklarına aykırı. Hadi ona bakmıyorsun borcu var eşine de bakmıyorum diyor. Eğer sen borcun dahi olsa hastanelerde insanca tedavi olmak istiyorsan oy vereceğin tek parti var o partinin adı Cumhuriyet Halk Partisi. Bu kadar açık, bu kadar net.
Buradan bürokrasi konusunda yapacağımız değişiklikten söz ediyorum. Cumhuriyet tarihinin en büyük bürokratik devrimini yapacağız. Cumhuriyet tarihinin en büyük bürokratik devrimini yapacağız. Bir işveren düşünün. Yanında çalıştırdığı işçiler için beyannameyi sosyal güvenlik kurumuna veriyor. Vergiyi gelir idaresine veriyor, işçilerin beyanlarını da oraya veriyor. Esnafta iki ayrı yere beyan veriyor. Niye iki ayrı yere veriyorlar? Milyonlarca kağıt harcanıyor. Milyonlarca harcamalar yapılıyor. Biz bütün gelirleri sadece ve sadece Gelir İdaresi Başkanlığının toplayacağı bir düzenleme yapacağız. Böylece cumhuriyet tarihindeki en büyük kağıt tasarrufunu gerçekleştirmiş olacağız. Bir yere muhatap olacaklar, bir yere gidecekler, vergi daireleri Türkiye’nin bütün illerinde ve ilçelerinde var. Beyanlar oralara verilecek ikinci kez beyanlar düzenlenmeyecek. Yeminli mali müşavirler, serbest muhasebeci, mali müşavirler, muhasebeciler sizin de eliniz rahatlayacak. Sizde göreceksiniz bürokrasiyi nasıl kaldırdığımızı, sizde göreceksiniz Türkiye’nin nasıl uygarca yönetildiğini.
Ve çiftçi kardeşim. Ekonomide biliyorum sorun olduğunu. Mazotu sana 1,5 liradan vereceğimizin sözünü vermiştik. Çiftçi kayıt sistemine göre, altını çiziyim. Ben çiftçiyim istediğim kadar mazot alırım yok öyle bir şey. Çiftçi kayıt sistemi var kimin ne kadar ekeceği, ne kadar yakıt kullanacağı belli. Çiftçi kayıt sistemine göre mazotu sana dolardaki artış nedeniyle 1 lira 80 kuruştan vereceğiz. Bakın her kuruşu hesaplıyoruz. 1,5 lira demiyoruz. Çünkü 1,5 lira dediğimiz zaman devletin mali sistemi bozulmadan sana 1 lira 80 kuruştan vereceğiz.
Bugüne kadar orman köylüsüyle ilgili hemen hemen hiçbir şey söylenmedi. Orman köylüsünün özelliği şu, toplumun en yoksul kesimidir orman köylüsü. Kişi başına gelirin en düşük olduğu kesimdir orman köylüsü. Ama orman köylüsünü Orman Genel Müdürlüğü yıllardır kaçak işçi gibi çalıştırır. Onlara vahidi fiyat uygulaması getirir. Sen işverensin senin primini ben ödemem. Çalışacaksın götürüp primini yatıracaksın. Bu uygulamaya son vereceğiz. Bütün orman köylüleri açık ve net dinlesinler. Vahidi fiyat uygulamasına son vereceğiz, Orman Genel Müdürlüğü seni çalıştıracak, sigortalı yapacak, sen çalışacaksın ve zamanı geldiğinde de emekli olacaksın. Sana bu hakkı biz vereceğiz.
Bütün bunları niye yapıyoruz? Bir ülke nasıl güçlü olur, bir ülke nasıl saygınlık kazanır? Bir ülkenin gücü üretmesiyle olur. Üreten Türkiye güçlü Türkiye’dir. Eğer üretmiyorsanız güçlü Türkiye olmaz. Tüketen hiçbir toplum güçlü olmamıştır. Tüketen hiçbir toplum saygınlık kazanmamıştır. Eğer güçlü olmak hem bölgede hem dünyada saygınlık kazanmak istiyorsanız üreten Türkiye olacak, rekabetçi Türkiye olacak.
Birinci soru şu; Türkiye nasıl rekabetçi bir ülke olacak? Cevabı çok basit üreterek.
İki; uluslararası alanda güçlü bir rekabetçi olması için neyi üretmesi gerekiyor? Cevabı çok basit. Katma değeri yüksek ürün üretmesi gerekiyor. Yükte hafif pahada ağır ürün üretmesi lazım.
Soru üç; katma değeri yüksek ürünü nasıl üreteceğiz? Türkiye’yi bilgi toplumuna taşıyarak üreteceğiz. Soru, Türkiye’yi bilgi toplumuna nasıl taşıyacağız? Bilgi üreten bir ülke haline nasıl getireceğiz? Üniversiteleri birer bilgi üretim merkezi haline dönüştürerek. Neden YÖK’ü kaldıracağız diyoruz? Bunun için. Üniversiteler siyasi organın elinde sopasıyla dizayn ettiği kurumlar olmaktan çıkarılacak. Üniversitelerde her türlü düşüncenin özgürce tartışıldığı, her görüşün özgürce dile getirildiği mekanlar haline gelmesi lazım. Biz üniversiteleri böyle yapacağız. Üniversiteleri bu noktaya taşırsak Türkiye orta gelir tuzağından da, orta teknoloji tuzağından da çıkmış olur.
Tabi teşvik politikasını da bu çerçevede düzenlemek lazım, bakmak lazım.
Şuanda size bir rakam vereyim değerli arkadaşlarım ve bizleri televizyonları başında izleyen saygıdeğer yurttaşlarım. Tahsil edilmeyen sosyal güvenlik primleri. Tahakkuk etmiş ama devlet alamıyor. Miktar ne kadar? 62 milyar lira. Eski parayla 62 trilyon lira. Peki tahsil edilmeyen vergi ne kadar? 70 milyar lira. Toplam 132 milyar lira devletin alacağı var fakat tahsil edemiyor. Tahsil edemeyince ne oluyor? 132 milyar lira borç alıyor. %11.3 faiz ödüyor kendi yükümlülüklerini yerine getirmek için. Nasıl aşacağız bu sorunu?
Bakın bizim bir projemiz var. Kobilere ve esnafa sigorta ve prim borcu olmayan, altını çiziyorum sigorta ve prim borcu olmayan esnaf ve Kobi’ye ödediği vergi ve sigorta primi kadar sıfır faizli kredi açacağız. Sıfır faizli. Alacak, işini büyütecek. Bu ne avantaj sağlayacak? Bütün işveren kardeşlerim dikkatle dinlesinler. Bir; tahsilat sorunu kalkacak. Ödediğim vergi kadar sıfır faizli kredi alacaksam vergi ödemeyi aksatmak giderim zamanında öderim.
İki; kayıt dışı azalacak. Niye kayıt dışı çalışıyım. Ne kadar çok vergi ödersem o kadar fazla kredi alacağım. Üstelik hepsi yasal olacak.
Üç; yatırım artacak. Krediyi alıp ne yapacağım? Yatırım yapacağım, işimi büyüteceğim, daha güzel olacak.
Dört; işsizlik azalacak. Yatırım yapınca işsizlik azalmış olacak.
Beş; devlet daha az borçlanacak ve faiz ödemeyecek. Bir taşla üç kuş değil beş kuş. Biz dediğim gibi ülkeyi düşünüyoruz, geleceğimizi düşünüyoruz, gençlerimizi düşünüyoruz. Onlara nasıl istihdam yaratırız onu düşünüyoruz. Katma değeri yüksek ürün nasıl üretebiliriz, hangi teşvik politikalarıyla üretebiliriz bunu düşünüyoruz. Onlar neyi düşünüyorlar? Bana 400 milletvekili vermezsen senin önüne kanı, acıyı ve gözyaşını koyarım diye düşünüyorlar. Aramızdaki fark bu. Geceyle gündüz kadar aramızda fark var.
Üçüncü sorun alanımız eğitim. Milli eğitim. Ne kadar milli onu bilmiyorum. Çünkü bir şey milliyse o kolay kolay değişmez. Eğer 12 yılda 13 kez eğitim politikaları değişmişse orada millilikte bir sorun var. Her bakan değiştiğinde bir kez değil birden fazla milli eğitim politikaları değişti. Bakın, şuradan söylüyorum hiçbir anne ve baba, altını çiziyorum hiçbir anne ve baba bu eğitim sisteminden memnun değil. Bir sefer anne, baba çocuğunu hangi okula göndereceğini bilmiyor. Bakıyorsunuz 10 kilometre ötedeki okula çocuğun kaydı yapılmış. Nasıl gidecek belli değil. Çocukların neyi nasıl okudukları da belli değil. Velilerin isyanlarını zaman zaman televizyon ekranlarında ve gazete sütunlarında görüyoruz. Bu mudur milli eğitim? Eğitim aklın özgürleşmesi demektir, hayatın sorgulanması demektir eğitim. Eğitim dünyayı iyi okumak demektir. Eğitim bir ülkenin geleceği demektir. Eğitimsiz bir toplumun demokrasiyi yakalama şansı yoktur. Eğitimsiz bir toplumun özgürlüğü yakalama şansı yoktur. Eğitimsiz bir toplumun dünyayı sorgulama şansı yoktur. Bu kadar önemlidir eğitim. O nedenle adına milli eğitim denmiştir. Milli değerlerimize bağlı kalacağız ama evrensel değerlerle buluşturacağız milli eğitimi. Bugünkü milli eğitim milli olmaktan çıkmıştır. Ne olduğu belli değil. Hele öğretmenler. Üçüncü sınıf yurttaş konumuna getirilmiş öğretmenler. Sözüm söz öğretmenleri bu ülkenin birinci sınıf yurttaşı yapacağız. Lideri ve önderi yapacağız. Toplumun lideri ve önderi olacak öğretmen.
Bakın OECD 2 yılda bir PİSA sonuçlarını açıklar. Bizim çocuklarımız matematikte, fen bilimlerinde ve okuma becerisinde en sonlardalar. Bizim çocuklarımız bu kadar yeteneksiz mi? Yeteneksiz olan siyasiler çocuklarımız değil. Yeteneksiz olan çocuklarımızı o hale düşürenler. Yoksa bizim çocuklarımız pırıl pırıl pırlanta gibi çocuklarımız var. Ama maalesef siyaseti bulaştırdıkları için Türkiye eğitimde kan kaybediyor. Yeni bir eğitim politikası belirleyeceğiz. Siyasilerin değil, eğitimcilerin belirlediği bir politika. Çocuklarımızı düşünerek. Onlar dünyanın özgür birer parçası olacaklar. Taşımalı eğitime son vereceğiz. Nerede öğrenci varsa öğretmen orada olacak. Öyle öğrencileri taşı vs. yok. Tam gün eğitim yapacağız. Çocuk öğle yemeğini okulda yiyecek. Beslenme çantası değil devlet çocuğa öğle yemeğini verecek. Öğretmeniyle beraber oturacaklar ücretsiz öğle yemeklerini yiyecekler. Sonra okullarına devam edecekler, eğitimlerine devam edecekler. Ankara’daki beyler öğle yemeği yer, taşradaki öğretmene öğle yemeği yasak. Niçin yasak? Çocuklarımızı teslim ettiğimiz kişidir öğretmen. Öğretmenine değer vermeyen bir toplumun büyüme şansı yoktur, gelişme şansı yoktur. Boşuna demiyoruz öğretmeni toplumun lideri yapacağız diye. Öğretmen eleştirel dünyaya sahip olmalıdır.
Değerli arkadaşlarım, YÖK’ü kaldıracağımızı söyledim. Sevgili gençler, YÖK’ü kaldıracağız. O beladan kurtaracağız. Türkiye’yi de, üniversiteleri de kurtaracağız. Her yıl en az 15 bin üniversite bitiren çocuğumuzu yurtdışına doktoraya göndereceğiz. Bu politikayla 5 yıl sonunda Türkiye çok farklı bir noktaya gelecek. Teknolojide, eğitimde, sanatta, kültürde ciddi bir sıçrama yapacağız. Biz şu hedefi güdüyoruz. Şuanda insani gelişmişlik endeksinde Türkiye 69. sırada. Önümüzdeki süre içinde 20 yıl içinde Türkiye’yi ilk 20’ye sokmak istiyoruz. 46 basamak atlayarak sokmak istiyoruz. Amaç ne? Türkiye’yi uygar dünyanın bir parçası haline getirmek. Nasıl getireceğiz? Tek yolu var eğitimle. Başka bir yolu yok değerli arkadaşlar.
Okul aile birlikleri. Onlarla da toplantı yaptım. Çağırdık okul aile birliklerinin yöneticilerini. Emin olun bir dokunun bin ah işitirsiniz. Okul aile birliklerinin tamamını yasal statüye kavuşturacağız. Bazı ülkelerde var aileler eğitimin ayrılmaz bir parçası haline gelecek. Öğretmen ve aile bir arada çocukları yönetecekler. Okulu da beraber yönetecekler. Okul aile birlikleri dediğim gibi eğitimin ayrılmaz bir parçası haline dönüşmüş olacak.
Özellikle bir kesimin beklediği ve zaman zaman bize suçlama olarak yönelttiği bir konuya daha değinmek istiyorum. İmam hatipler. Hep bize diyorlar ki, efendim CHP gelecek imam hatip okullarını kapatacak. Hayatımda duyduğum en büyük iftiralardan birisidir. Hiç kimse şunu unutmasın. İmam hatip okullarını açan parti Cumhuriyet Halk Partisidir. Bu kadar açık, bu kadar net. Orada okuyan çocuklar bizim çocuklarımız. O çocuklarımızın da nitelikli, kaliteli eğitim almasını isteriz. O çocuklarımızın da öğle yemeklerini okullarında yemesini isteriz. Oradaki öğretmenlerimizin de toplumun lideri olmasını isteriz. Hiçbir okulun bir siyasal partinin arka bahçesine dönüşmesini asla kabul edemeyiz. Bütün çocuklarımız özgürce düşünecekler. Bir okulun diğerine üstünlüğü yoktur. Her anne baba çocuğunun en iyi şartlarda okumasını ister. En iyi bilgi birikimine sahip olmasını ister. Kendisinden daha iyi yaşam standardını yakalamasını ister. Bizim imam hatipleri kapatma gibi bir düşüncemiz asla ve asla yoktur. Açık net kamuoyu önünde bunu ifade ediyorum.
Dördüncü sorun alanımız dış politika. Sayın Davutoğlu geldiğinde de söylemiştim bu dış politikanın 180 derece değişmesi lazım. Dış politika barış üzerine kurulur, inşa edilir. Ülkelerin çıkarları üzerine inşa edilir. Türkiye’nin Ortadoğu’yu karıştırmasına gerek yoktur. Karıştırırsanız işte faturası böyle çıkar. Biz Cilvegözü’nü unutmadık, biz Reyhanlı’yı unutmadık, biz Niğde’yi unutmadık, biz Suruç’u unutmadık. Tamamı yanlış dış politikanın bedelidir. Dış politikanın özelliği şudur; yöneticinin yaptığı yani siyasetçinin yaptığı hatanın faturasını o siyasetçi değil millet öder. Siz ödüyorsunuz, biz ödüyoruz. Gencecik çocuklarımız öldürülüyor. Bu dış politikanın değişmesi lazım. Suriye konusu. 2 milyonu aşkın mülteci var. Onları bakıyoruz. Miting meydanlarında söyledi, Suriye’de barışı inşa ettikten sonra Suriyeli kardeşlerimizi Suriye’ye göndereceğiz. Hemen bunu çarpıttılar, cümlenin başını kestiler, Kılıçdaroğlu dedi ki Suriyelileri göndereceğiz. Suriye’de barışı sağladıktan sonra göndereceğiz dedim. Evet göndereceğiz. Suriye’de barışı sağlayacağız. Suriye’de de Ortadoğu’da da barışı sağlayacağız. Çünkü bizim inancımıza göre hem ülkede hem dünyada barışın olması gerekiyor. Yurtta sulh, cihanda sulh. Kural budur. Suriye politikasının yanlışlığını anlatan bir mektubu, 24 Ağustos 2012’de dönenim Başbakan’ına gönderdim. Suriye’de yaşananları ve Suriye sorunu nasıl çözülür diye bu mektubun ekindeki bilgilerde var. Dedim ki Türkiye’de bir uluslararası Suriye konferansı toplayın, Rusya’yı, İran’ı, Amerika’yı, Arap Ligini, Avrupa Birliğini ve Suriye’de çatışan tarafları davet edin. Türkiye daha tepeden sorunları çözen, sorunları çözmek için mücadele eden, emek harcayan bir ülke olsun. Ve biz Ortadoğu’ya, Suriye’ye barışı götürelim. Bize dediler ki hayır, biz bildiğimizi okuruz. Bugün ağır ağır U dönüşü yapmaya çalışıyorlar. Esad’lı da olabilirmiş. Sonra vazgeçtiler, hayır Esadsız olacak. Sanki beylerin gücü var, yetkisi varda bunu yapacaklar. O güç ve yetki bu mektubun gereğini yaptığınız zaman olacaktır. Şimdi onu kaybettiniz. Çünkü trenden ayrıldı Türkiye. Türkiye, Ortadoğu’da itibar kaybetti. Mısır RoRo seferlerini iptal etti. Kuzey Irak dışında neredeyse hiçbir yere mal satamıyoruz. Türk iş adamları dışlandı orada. Böyle bir dış politika olabilir mi? Herkesle kavgalı, herkesle kavgalı bir Türkiye. Her ülkenin iç işine burnunu sokan bir Türkiye. Sana ne Mısır kardeşim, sana ne. Mısır halkı var orada. Kendi sorununu Mısırlılar çözer. Biz demokrasiyi savunalım, özgürlüğü savunalım, kim baskı yapıyorsa onu eleştirelim. Ama onların iç işlerine doğrudan müdahaleyi asla kabul etmiyoruz, doğru değil. Sözde biz oyun kurucu olacaktık. Türkiye, Ortadoğu’da oyun kurucuydu. Hadi buyur git bakayım Ortadoğu’ya. Beş ülkede büyükelçimiz yok, bakın Cumhuriyet tarihinde bir ilktir. Biz gönderiyoruz onlar almıyorlar. Hayır, kabul etmiyoruz sizin büyükelçiyi diyorlar. Türkiye’yi bu hale soktular. Ürettiğimiz ürünleri satamıyoruz. Ciddi sıkıntılarımız var.
Değerli arkadaşlarım, az önce yurtta barış, dünyada barış dedim. Bakın sevgili gençler, bu sözü söyleyen Mustafa Kemal Atatürk, savaş meydanlarından gelen bir liderdir. Ömrünün büyük bir kısmı savaş meydanlarında geçmiştir. Savaşın ve savaşın getirdiği acımasızlığı en iyi bilen kişi O’dur. Ve o, savaşın yarattığı o atmosferi, travmayı çok iyi bildiği için yurtta barış ve dünyada barış demiştir. Barış kadar güzel bir kelime olamaz. Düşünün, çocuklarımızın adını bile Barış koyuyoruz. Ama şimdi bu sözcüğün içi dahi boşaltılmaya başlandı. Asıl acı vereni budur. Avrupa Birliği, tamamen unuttuk. Yurt dışındaydık. Strazburg’da ve Brüksel’de Avrupa Birliği yetkilileriyle, Avrupa Konseyi yetkilileriyle görüştük. Bizim taşıdığımız bütün kaygıları onlarda taşıyorlar. Hani biz espri içinde bazen sorarız ya ne olacak bu memleketin hali diye, emin olun şimdi onlar soruyorlar, ne olacak Türkiye’nin hali diye. Ülkeyi bu hale kim getirdi? Dış politika. Biz bu dış politikayı değiştirmeyiz. Değiştirmek zorundasınız ve size değiştirecekler. Göreceksiniz, hep beraber göreceğiz. Şimdi ağır ağır U dönüşü başladı. Avrupa Birliği yetkililerine şunu söyledim, Türkiye 2 Milyonun üzerinde mülteciyi kabul etmiştir ve Türkiye görevini yapmıştır. Ama siz sesinizi kestiniz. Türkiye’yi sadece alkışladınız. Ne zaman ki mülteciler Avrupa kapılarına dayandı, bu mülteciler buraya niye geliyor diye bağırmaya başladınız. Sizin sorumluluğunuz var dedim. Suriye’de kan akarken, gözyaşı akarken, sizde ses çıkarmıyordunuz. Şimdi mülteciler geldiler, aman önlem alın. Sordular nasıl çözülür, önce iç savaş bitecek dedim. 2- Suriye’de yakılan yıkılan kentlerin yeniden inşa edilmesi lazım ve bunu sizler yapacaksınız, elinizi cebinize atacaksınız. Sonra bu Suriyeliler kendi ülkelerine dönmek isterler ve döneceklerdir. Eğer bunu yapmazsanız, Avrupa olarak sorumluluğunuzu yerine getiremezsiniz. Ve şu cümleyle bitirdim, mülteci sorunu Türkiye sorunu değil artık mülteci sorunu bir Avrupa bir Dünya sorununa dönüşmüştür. Neden? Nedeni sizsiniz dedim. Zamanında bu soruna eğilmediniz, bu sorunu çözmediniz. O nedenle sorumlusu sizsiniz.
Beşinci sorun alanımız, Kürt sorunu, toplumsal barışımız. Bakın dört sorun alanını açıkladım, bu beşinci sorun alanımız. Kürt sorunu. 2 baldırı çıplak hikâyesiyle başladım. Bu sorunda bir siyasal partinin tek başına çözebileceği bir sorun olmaktan çıkmıştır. Daha ciddi, daha tutarlı ele alınması gereken bir sorundur.
Soru 1, Kürt sorunu, güvenlik politikalarıyla çözülür mü? Hepimiz biliyoruz ki çözülmez. Neden? 30 yıllık tecrübe bunu gösterdi.
Soru 2, Bu sorunun çözümünde siyasal partilerin ilk duruşları ne olmalıdır? İlk duruşları, bütün siyasi partilerin, teröre karşı ortak tavır takınmalarıdır. Ama, lakin, fakat, şöyle ki, bunlar olmayacak. Teröre karşı açık ve net tavır takınacaklar. Biz teröre karşıyız diyecekler. Terör örgütüne de karşıyız diyecekler. En ağır, en sert şekilde eleştirecekler. Bundan korkmayacaklar.
3- Kürt sorununu nasıl çözeceğiz? Onu da söyledim. Toplumsal uzlaşmayla çözeceğiz, birlikte çözeceğiz.
4- Toplumsal uzlaşmanın merkezi neresi olacak? Onu da söyledim, toplumsal uzlaşmanın merkezi TBMM’dir. Orada çözülecek.
Soru 5, bu temel sorunu çözmek için siyasi partiler hangi ilkelerden hareketle yola çıkmalılar? Onu da söyledim.
1- Samimi ve dürüst olacaksınız bu sorunu çözmek için,
2- Gizli, kişisel bir ajandanız olmayacak,
3- Halka hesabını veremeyeceğiniz angajmanlara girmeyeceksiniz,
4- Muhalefete ve topluma bilgi vereceksiniz.
Bu kadar açık, bu kadar net söyledik. Birilerinin gizli, kişisel bir ajandası vardı. Birilerinin halka hesabını veremeyeceği yükümlülüklerin altına girdiğini biliyorsunuz. Çünkü tutanakları açıklayamıyorlar, korkuyorlar. Biz bu sorunu çözmeye talibiz. Bu sorunu CHP dışında hiçbir partide çözemez, bu kadar açık, bu kadar net söylüyorum.
Sorunun çözümüyle ilgili 6 Haziran 2012’de yol haritasını dönemin Başbakanına götürdüm, arkadaşlarımıza götürdüm, elden teslim ettim. Bu sorun böyle çözülür dedim. Parlamentoda bir uzlaşma komisyonu, parlamento dışında akil adamlar… Dolayısıyla bu sorunun çözümü için oturup çalışmalıyız. Kabul etmediler. Kanun teklifi verdik. Bu sorunun bu yöntemle çözülmesi gerektiği konusunda. Onu da kabul etmediler. Sorunun çözümüyle ilgili bizim kadar çalışan, emek harcayan, yol yöntem öneren ikinci bir parti yoktur bakın söylüyorum, ikinci bir parti yoktur. Bu sorunu kim çözer? Açık net söylüyorum, Cumhuriyet Halk Partisi dışında hiçbir parti bu sorunu çözemez, çözemez. Neden biz çözeriz? Bizim gizli, kişisel bir ajandamız yok, bizim halka hesabını veremeyeceğimiz angajmanlara girmek gibi bir düşüncemizde yok. Biz bu ülkenin kurucu partisiyiz. Bayrağımız, vatanımız ortak ve bu sorunu çözeceğiz.”






